More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  Cem ACARPhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

İskambil Falı

Fala inanmam denir, inanmam bende. Ama iskambil falındaki tuttuğunuz dileğe ulaşmak için yaptığınız mücadeleyi severim. Çoğu kişiye tuhaf gelecektir bu. İskambil falında önce dilek tutarsınız sonra dileğinize ulaşmak için yorarsınız kafayı kağıtların dizilişine. O dileğinizdeki saklı umuda ulaşmak için acaba önceki hamleye geri dönsem, birde şöyle denesem diye kuralları bozarsınız. İşte bu umuda ulaşmak için verdiğiniz ışıktandır. Hile demeyelim buna, çıkmasını istiyorsunuz. Çıkmadı mı? Önemli değil ki; zaten fala inanılmaz :) Bari aynı dileğin teselli dileği peşinden gelerekten bir daha başlarsınız. Çıkıncada tatlıdır, çıkmayıncada. Burdaki dileğinizle yaptığınız savaştır.
 
Diğerleri gibi umut veren fal değildir; ulaşmaya çalışmaktır, Diğerleri gibi başkasına değil; kendinizin mücadelesidir...

Kırmızı

Kırmızı oyuncaklarımı hep önce kırdım. Elmanın yeşilini sevdim, domatesinde moru olsa kırmızısından vazgeçerdim. Kırmızı kalemlerime sahip çıkamadım.Tuttuğum takımın renklerini bağırırken "sarııııııı" diyen kısımda oldum. Arabalara olur olmadık renkleri yakıştırdım ama kırmızı olmadı. Bu arada söylemeden geçmeyim abi senin hediyen hatrına giydim o kırmızılı kazağı. Bir kırmızı bayrağımda sahip çıktım. Bordoyla, pembeyle, turuncuyla yaklaştıda hiç kırmızı olmadı paletimde. Kan verirken hemşirenin senin kanın çok siyahımsı demesi hoşuma gitti, kırmızı değil diye. .Hep "Üç kuruş fazla vereyimde kırmızı olmasınlarım" oldu. Aslında ben kırmızının sadece sen tonunu sevdim.

Sonuç?

Gece  sakin…  rutin özlemle geçmekte. Kulağımda hiç bilmediğim bir dilde gölgeler bir şeyler söylüyor.  Yakamı silkeliyorum verdikleri terleme ile.  Sayelerinde camı açıp içeri umudun getirdiğini doldurmam gerektiğini daha iyi anlıyorum.  

Sıkıldım artık, hayır hayır sevinmeyin siz sıkamadınız. Sizin şu uzun süredir rafınızda tozlanmaya yüz tutmuş, “insani öğeleri kullanma kitabı”nın okumadan geçiştirdiğiniz kısmını ayırmakta kullandığınız kağıda not aldığınız yarın ki benim bildiğim yalanınızı bugün söylemeyişinizde kaldı aklım. Tamam yüksek dozda olmasın, yavaş yavaş verin içinizdeki o nerden çıktığını hala kavrayamadığınız “alınması gereken intikamlar “ listesinin diğer maddesine geçelim. Sıradaki gelsin.  Birde onda deneyin bakalım.

Acılar bedava, umut savaşarak, biz ne acılarla tanıştık ki, bu kalsın içimizde. Sen rahat uyu, şafakla sendeki beni uyandır.  Yolumuz uzun. Daha çok işimiz var. Haydi bakalım..

….

Arda kalan; gülümsemeyle aydememe pencereden sarkmam…  içerime dolan umut…  biz… ışık… kırmızı sabah…

cebimde

hayalkıRıklıklaRına alışkın olmalı insan, aslında faRkında olmadan yanınızda götüRdüğünüz anahtaRlık, telefon, cüzdan gibi cebinizde olması geRekenlerden oluR, sizle biRlikte götüRdüğünüz yeRe gideR. değişmeyecektiR, değiştiRilmeyecektiR, değişmemesi geRekmektediR, o sizin paRçanızdıR.

alışamadım. alışılması geRek dedileR; olmadı, takma kafana dedileR; olmadı. elimi cebime sokmadan duRamadım. cebime attığımda hala oRda olduğunu faRkettim. oRda olduğunu heR hissedişimde, elimi cebime atmaya koRkar oldum, şimdi de oRda. mecbuRum yine elimi cebime atmam geRek. pantolon ne kadar daR olsada elimi cebime sokmak için, mecbuRum. elleRimi cebime sokmadan yüRüyemem ki...

yüRümeliyim!
cebimde elime geleceği bilsemde... bileRek...

Cemre dedikleri Sen değilmisin zaten?


Bugün cemre düşmüş
Öyle diyo'lar
Ne zamandır söylersiniz, bi' anlatın bana
O söylenilen gökten düşecek üç elma gibi mi?
Nedir ki, bu cemre sen söyle

Önce havaya düşermiş,
Sonra suya, sonra toprağa
Senin önce dünyama,
Sonra kalbime,
Sonra tenime düştüğün gibi mi?
O zaman cemrem sen değil misin?
Söylesene bana

Başka n'olur dedim düşünce
Üç tanesi düşünce, bahar geliyo'muş
Tüm o soğuklara inat
Özlenen güneşin geleceğini fısıldarmış
Güneş zaten senle birlikte doğmuyo'mu ki?
O zaman cemrem sen değil misin?
Söylesene bana

Umuda kavuşmaymış cemre
Bu umut dedikleri
Bahçemizdeki ağaçlarımızdan topladıklarımızdan mı?
Yarındaki "Biz" değil mi?
Sen zaten umut değil misin?
Söylesene bana

Yeter artık anlatmayın dedim, ben anladım
Benim cemrem zaten düşmüş
Şimdi sen söyle Suyum, bana nasıl düştüğünü söyle...


Su'sayana kadar...

"Bana sorarsanız hakkımı helal etmedim hiçbir sevdiğime. Sevmeyi şiir kitaplarında okuyup, şairlerin kadınlarına aşık olan umarsız bütün edebi sakinler gibi. Hiçbir kadın o dizelerdeki kadın gibi durmadı aynamda. Yüzleri yoktu ölümsüz aşk vaatlerinde bulunurken..." Mesut Yar / Ölüler Kitbı
 
Ama hepsi sana kadarmış... Geminin Su'yuna hasret yaşaması gibiydi..
 
Su'daki kagit gemi
 
 
 
 

ya yakarsın, ya gemi dibe vurur bu çelişkide!

Elbette zor gelir insana gemileri yakmak, ilk anda sersemletir. Tüm emeklerden vazgeçmek, yeşerttiğiniz umutları bir anda kurutmak. Ama daha sağlam yapacağınız gemileriniz olacaktır hep. Artık gemi yapmakta uzmansınız. Ve daha iyisini yapacaktır insan. Eski gemideki yamaları nerelerden su aldığını, dümenin ayarını nasıl vermeniz gerektiğini, yelkenlerin daha sağlam olması gerektiğini biliyorsunuz. yeni şafakla birlikte  mücadele vakti gelmiştir. bunun için artık paslanmakta olan, savaş baltalarınızı çıkarmanızda gerekecek belki. Bunun için hep yapmanız gereken önce geminin süzülüşünü hayal etmek. O süzülüşe kadar daha çok rüzgar esecek, yaptığınız iskeletinizi yıkacak, daha yerleştiremediğiniz yelkenler yırtılacak. Sonrasında yılmayacaksınız hepsi sizi daha uzman yapacak gemi yapımında. Sizi yağmalamaya gelen o eski atlılar geminizi yıkacak, o yüzden savaş baltalarınız gömülü olmamalı artık, savaşmanız gerekecek. Ve o gemi olduğunda artık yola çıkma vaktidir, eski geminin küllerine gülümseyerek bakaraktan, gururla. O atlı askerler adada kaldı ve onların gemisi yok. Deniz sizine altınızda süzülen bir eş. Sadece gemi ve eşi var. Denizde yeni seyahatler zamanıdır şimdi, görmek istedikleriniz yerleri görmek, farklı balıklar tatmak, yeni limanlara demir atma zamanıdır. Kaçış olarak görmemeli insan bunu atlılardan kaçmak gibi. Sizin umudunuz denizde, onların ki hep kıskanacak bakacakları o gemide... Sadece süzülüşü olsun yeni geminin gözünüzde... ve o eski gemiyi zorlamayın artık... yakın!

Babama...

"Kiminin meydanı vardır, ama atı yoktur oynatmaya; Kimininde meydanı yoktur ama atı vardır oynatmaya" Birkez senden duydum bunu ama hiç aklımdan çıkmadı baba. İçime öyle işlemiş ki. Ama yine eklentimi yapacağım ben. Biliyorum belki cevap hakkın yok şimdi bana :) Diyeceksin yine bir eklenti yapacaksın kendine göre diye.
 
Ama elime at geçtiğinde meydanı yaratmakta, meydanım olduğumda atı oynatmakta benim elimde. Umutla savaşarak.  Bu gücü hissedebilmeli herkes. Verilen malzemeyle yetinmemeli. O yüzden yoktur diye kesip atmamalıyız baba.
 
Sen bana öğrettin hep ben inatlaştım senle,  ben bana verdiğin malzemeyi sevdim, sen inatlaşan muhalefetlerimi. Sanki verdiğin fidanı büyütmek gibi bu. Meyvelerini yiyeceklerde daha geride...
 
Çok özledim seni...

Babama mektup

Baktım takvime bugün neredeyse sen gideli nerdeyse 3 ay olmuş, ama ne 3 ay baba. Zaman alıştırır diyorlar, ama sensizliğe alışamıyorum. Herşey küçükken ne güzeldi, bizim aileye birşey olmaz gibi gelirdi. Nasıl olsa sen varsın, hep bizi korursun, bir arada tutarsın gibi görürdük. Misyonunu tamamlamışmıydın baba, buraya kadarmıydı bizi büyüttün, iş sahibi olduk, kişilik sahibi olduk, senin öğrettiklerin yol gösterdi hep bize. Sonra zamansız gittin. Aslında sonra gitsen o da belki zamansız gelecekti. Ben artık bir yanım eksik devam ediyorum hayata baba. Ama senin öğrettiklerin hep aklımda merak etme. Senden kalan en büyük miras onlar bana. Birgün benimde oğlum olursa benden ona kuşaktan kuşağa akatarıp daha değer kazanacak miras.
 
Merak etme bizler iyiyiz çok şükür, sen zaten görüyorsundur. En küçük torunun Zeynep'te hızla büyüyor maşallah. Ben daha evlenmedim :) Trt 1 deki pazar sabahı sinemalarınında pek tadı yok, o da zamana yenildi. Belkide sen yoksun diye. Galatasaray iyi bu sene, şampiyonuz merak etme. Birde Lincoln diye bir eleman aldılar çok iyi sihirbaz gibi, izleyebilseydin keşke. Araba aldım bu arada, sonrasında hep aklımda seni hastaneye götürürken taksiyle, dolmuşla, otobüsle götürmelerim geldi.  Keşke zamanında alabilseydim baba keşke.Bayramda Tokattaydım. İlk bayram diyorlar. Nerden bilebilrdik ki öncekinin senin son bayramın olduğunu. Eksik bayram, hep seni aradı gözler. Bakk merak etme baba param var, yine bu oğlanın parası varmı diye düşünme. her telefonda annemle konuşurken sanki sen yine arkadan anneme "sor bakalım parası var mıymış" diye soruyormuşsun gibi geliyor. İşe girdim hala bırakmadın adetini baba. Bayramlarda bile... ta ki bu bayrama kadar.
 
Hala rüyalarıma gelmedin baba, her gece bekliyorum. Bu gece mutlaka geleceksin diye yatıyorum. Hiç umudumu kaybetmeden. Zaten hergün birşey yaparken sanki öyle yapma, bu şekilde yap diyormussun gibi yol gösteriyorsun gibi geliyor. Beni bu hayata daha sıkı sıkı sarılmalarım, senin yol gösterişlerin baba. Hiç merak etme gözün arkada kalmasın. Benden sonrada nice İsmetler gelecek.
 
Yanımdan ayrılmadığın için teşekkürler baba...
 
 Bitmezzz
 

seçmek

seçim yaklaşıyor, peki neyin seçimi yada kimlerin? Ne değişecek seçimden sonra? Yine umutlarmı kaybedecek? Çaresizliğimizemi evet diyeceğiz? Adaylar yeniden halkla kucaklaşmak! için 4 sene sonunu bekleyecek. zaten halkla ne kadar kucaklaşabilirler. Starbuckstaki nescafe yerine, soba üzerindeki Türk kahvesine terch edilmez, e aramis life kokusunuda pek yeni yağmur yağmış toprak kokusunda hissedemezsiniz, peki suşi yerine, hamsi kavurma?  Kaç defa belediye otobüsüne bindiniz ki? Kale arkasında maç izlediniz? Sokaktaki simitçiden simit aldınız? Hiç çocuğuma bisiklet alamadım diye üzüldünüz mü?  Ya siz çocuğunuza bir çikolata aldığınızda, o nun yüzündeki mutluluğu hiçbirşeye değişmeyeceğinizide hissetmediniz değilmi? Telefonla mesaj yazmayı biliyomusunuz peki? Yağmurda ıslanmadınız tabi, o büyük manzaralı büronuzdan yağmuru elinizde puroyla seyretmek varken. Peki hiç düşündünüzmü o bindiğiniz uçaktaki first class koltuktan aşağıya bakarken şekil şekil tarlalarda ne emek olduğunu, ama onlar size çoğu zaman o zırhlı aracınızda ihaleye yetişirken baktığınız siyah pencerenin birazcık ötesindeydi. Ordaki buğday başakları kaç emek sonra size o adı zor söylenen yemeklerinize dönüşecek. Halk sizin için çayını biçerken resmini çektiğiniz ve sadece o resme bakmak kadar yakın bir teyzedir, ne çektiğini bilemeyeceğiniz. Engelli vatandaşa bir tekerlekli sandalye alıp, bin yerde söylemektir size göre halk. O halk sizi bir umut olarak görür, siz onları tekrar seçilmek için bir araç. Halk yine seçecek, ama lütfen gelinde daha çok kucaklaşalım. Yoksa buğday başakları sizi affetmez!...
 
Cem ACAR 18.07.2007 00:17 seçime 4 gün kala...

bilgisayarıma...

shiftdelete bilgisayarıma yazdığım şiir birinci seçildi, çokmu güzeldi anlamadım pek, ama tüm shiftdelete camiasına teşekkür ederim.
 
 
 
birgün sende istermiydin beni restart etmek
hiçbirşey olmamış gibi
yaptığım hataları göz ardı ederek

birgün sende istermiydin bana overclock yapmak
nefes aldırmadan
soğutucuya susuz şekilde

birgün sende istermiydi bana format atmak
geçmişten arda kalanları silerek
temiz birsayfa açarak

birgün sende istermiydin benim üzerimden dünyaya bağlanmak
tüm yükünle benim üzerimden
hata olmayıncaya kadar farkıma varmadan

birgün sende istermiydin bana yeni aksesuar aldığında
sevmezsem, tanımazsam
bana küfretmek, hertarafımı kurcalamak

birgün sende istermiydin hertarafımı kurcalamak
söküp söküp takmak heryanımı
bütün birşey olduğumu düşünmeden

ama istemezsin sen aşkım
sen istemesende ben her geçen gün daha senleyim
 
 

tatil istiyorum

 
kızgın kumardan serin sulara atlamak
hamakta sallanmak
telefon yok
e-postalar yok
deniz kokusu
güneşin batışı
sessizlik
gece cırcırböceği sesiyle uyumak
geç kalkmak
herşeyi arkada bırakarak
hayatta bir mola arası vermek
 

22 Mayıs 2007...

Kalbimizden Vurdular 

          akşama kadar eşek gibi üç-otuz paraya çalışmışsınız. akşam olmuş iş  sıkıntısından kurtulmak için yakmışsınız bir sigara... evinizin olduğu istikamete giden otobüsün geçtiği durağa ilerlerken kafanızda bi dünya dert su yüzüne çıkmış sabah çıkarken vestiyere bırakılmış gibi;sanki iş elbiselerini çıkarıp geceliğini giyen bir işçi gibi sizde giymişizsiniz kişisel dertlerinizi tekrar üstünüze... kafanızda sıkıntısı,çocuğun biten 0.7 kaleminin ucunu nasıl alırım korkusu,küçük oğlanın düğününü yapabilmek için kredi çekme hesapları,akşam eve yemek götürebilmek için daha neleri satarım düşüncesi,yoldan tasarruf edersem küçük kıza o çok istediği vitrindeki barbie bebek hayali, hanımın siyatiği, bakkalın veresiyesi,patronun çıkarayak verdiği paylama, iş arkadaşınızla ettiğiniz münakaşa, bir araba alabilme! hayali, iş çıkışı kiraya-yola-yakıta-elektiriğe-suya yetmeyen geliri arttırabilmek için bir ek iş bulma planları, okuldan takdir getiren çocuğuna bişey alamayacak olmanın hüznü ve daha bi dolu sıkıntı.... bu sıkıntılarla otobüs kuyruğuna girmişsiniz... ter kokusumu dersin, ağız kokusumu bi yandan... birde bunları yaparken sadaka isteyen bir garip görürsün... cebinde zaten çocuğuna 0,7 kalem ucu alabilecek son paran!!! onuda ona verirsin... ben nasıl olsa kazanırım çocuğum için, 'çalışırda kazanırım.Allah'a şükür gücüm kuvvetim, sağlığım yerinde çok şükür ' diyerekten...otobüste gelmezde gelmez... bir sigara daha tüttürürsün, büyük kızı bu sene liseden mezun eder, üniversiteye yerleştirirz  evelallah diye düşünürken... sigara genzini yakar aç kalmış midenin hışmıyla.... genede atamazsın... bir fırt daha çekeyim, zaten ateş pahası meret! diyerekten.... bir fırt daha çekerken derin derin... bir gürültü kopar aniiden... etraf sise,dumana, kahpeye kesmiş! toz duman... canhıraş bağırtılar.... kolunu,bacağını arayanlar.... hiç acı çekmezsin.... acı çekmeye fırsatın bile olmaz... sirenler,polisler,kornalar,patlamış su boruları, küçük kızın o çok istediği lüks vitrindeki barbie bebeğin yarısı yanmış, kopmuş başı... üzerinize gaste kağıdı örterler... sırf gazeteciler çekmesin diye... olayı örtbas etmek daha kolay olsun diye... siz hiç hesapta yokken ölürken, evinizde.... eşiniz heyecanla yetiştirmeye çalışıyor bir türlü kendini salmayan taze fasulyeyi pişirmek için... küçük kızınız dersini yapabileceği bir çalışma masası hiç olamayacağından yerde halının üzerine uzanarak yapıyor ödevini, bitmek- tükenmek üzere olan kurşun kalemi avuç içinden küçük hale geldiği halde... kafasında babam ay başında yenisini alır hayaliyle... eşiniz mutfakta yemek için saha sola koşuşturuken tv de ANKARA ULUS meydanındaki patlamadan bahseden tv nin sesi fazla diye oğluna sesleniyor;'oğlum kıs şunun sesini babanın geldiğini duyamayacağız, kapı zili çalışmıyor zaten!!!!' gelmeyecek..... o hiç gelmeyecek... o kız çocuğu kalemi azaldıkça hayal kurarken yenisi için, şimdi topaklaşan ucunu açmaya bile korkacak kalemtraşla... o vitrinlerde gördüğü barbie bebeği annesinin temizliğe gittiği hanımının küçük kızı oynarken sevecek uzaktan, usul usul... abisi asla üniversiteye gidemeyecek... okulun en zeki çocuğu iken... ev kirasına sermaye yapacak o sıska, et görmemiş dal gibi bedenini... annesi bir daha hissedemeyecek kocasının sıcaklığını... bir daha yaşlı bedenini, o ağırmış saçlarını beğenecek,güzel bulacak biri olmayacak... tüm bunlar olurken tv de bir bildiri okunacak... 'hükümetimiz olayın araştırılması hususunda hassasiyetle tüm imkanlarını seferber etmiştir.terörü şiddetle kınıyoruz. ölenlere haktan rahmet,  yakınl.............. bir kaç gün sonra   Unutulacak... ama onlar asla Unutmayacak....   biz asla unutmayacağız.....         Unutanda,Unutturanda Vatan

  Hainidir!!! BU YÜZDEN: 'TERÖRÜ, VE ONA ZEMİN HAZIRLAYANLARI LANETLİYORUZ!

irade

İnsan birgün içinde binlerce şey düşünebilir, öyle anlar gelirki bir başkasını öldürmeyi, bir anda pencereden dışarıya atmayı düşünebilir. Düşünmenin sınırı yoktur. Ama eylemsel olarak bunu yapamaz, hareket somuttur. Bunu somut hale getirmeyi bedensel olarak iradesi karşı koyar, o zaman düşüncenin verdiği sınırsızlık eylemsel halde sınırlanır. Umarım ilerleyen zamanlarda da iradem güçlü kalacak.

excel

bu microsoft un bana verdiği tek güzel şey excel, gerisi hikaye

arda kalan

anılar, anımsadıklarımız ne kadar güzelde olsa, kötüde olsa içimizde buruk bir hüzün veriyor.

ister ceylan olayım, ister aslan!

Her sabah bir ceylan uyanır Afrika'da, kafasında tek bir düşünce vardır; en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek! Yoksa aslana yem olacağını bilir.
Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da, kafasında tek bir düşünce vardır; en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek! Yoksa aç kalacağını bilir.
İster ceylan olayım,ister aslan. Hiç önemi yok! Yeter ki güneş doğduğunda koşuyor olmam gerektiğini, hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmam gerektiğinin farkında olayım!...
 
 

Kırmızı pelerin

Dünya kızgın boğaysa, ben kırmızı pelerinim. Gel üzerime dünya, nereye kadar devam edebileceksen, korkmuyorum senden. Seni yine yeneceğim.

www.muhendiker.com

Forum sitem www.muhendiker.com açılmış bulunmaktadır. saygılar..